Add to playlist
Lyrics
(ş. Doğan Serhat anısına)
Beyaz bir tülbent istiyorum Kürdistanlı kadınların gözyaşlarından, Kürdistan’a toprak olan gerillaların kemiklerini örtmek için. Ve yola düşüyorum… Temmuz ortasındayım, yüreğimin Kerbelâ’sına bir yudum su arıyorum. Tozlu çınar yaprakları, üzerimize yağan toprak ve ölülerimiz buluşturdu bizi. Lacivert bir gecede rüzgarın sofrasına bağdaş kuruyorum. Korkuyorum yıldızsız geceden, yıldızları tanımaktan. Işıktan… ışıksızlıktan… Kör oluyorum. Avucumun ortasında bir yıldızın iz düşümü, ve baktıkça büyüyen bir buzdağı. Kuşlar ölüyor. Çığ düşüyor yüreğin üstüne.
Oysa temmuz diyorlar… Buğdaylar yanıyor Batıdan, güneyine Buzullar eriyor, yer yarılıyor, toprak aç. Seni alıyor… alıyor… hep alıyor. Bulutlar düşüyor toprağın bağrına. Yağmur… gözyaşı… kan ve ter. Köpekler uluyor, pepuk kuşları susuyor. Bir yaprak düşüyor toprağın bağrına. Yer yarılıyor. Toprak örtmesin seni, bu yara kalsın zamanın ve kalbin üstünde. Ve sen… alnının çatından vurulmuş, ölmemişsin. Zamandan bir çıra yakmışsın gözlerinde, ışığında bir çağ kendini çağırıyor şimdi. Yükün ağır.
Tüm bayrakları, anlaşmaları almışsın omzuna. Coğrafyaları, haritaları ve tüm savaşları koymuşsun üstüne. Kimini tüketip atmak, kimini büyütüp bayramlaştırmak niyetindesin. Yükün ağır.
Uzay çağında bir klan üyesisin; kefiyen, silahın, kalemin, aşkın ve intikam yeminin. Neyin var neyin yok omuzlamış, yola çıkmışsın. Geride hiçbir şey bırakmıyorsun. Elinde baharı tamamlamış bir meşe dalı… Topraktaki izleri siliyor, yüreğine alıyorsun. Ve Yükün Ağır.
Ağıtlardan marşlara uzanan bir türkülü yürüyüş. Yerine varamamış bir selam. Issız gerilla ikliminde sessiz bir pınar akışı. Şimşekler çakarken dağ başlarında, bir çift gözün namluda ışıması. Omzunda hepsi… Yükün ağır.
Kiminin bir adım ötesini göremediği bir çağda, tezadan görünen bir dağ silsilesinin yamacındasın. Yoksun diyorlar… varsın. Kadim bir toprakta kök olmuşsun. Konuşuyor, gülüyorsun. Yüreğin yanıyor, ağlıyorsun. Kendi kavminin koparılmış dili oluyorsun. Savaşıyor ve kanıyorsun. Gün doğuyor… kuşlar susuyor. Şimdi güneş, rüzgar, toprak ve su seni konuşuyor. Irmakların akışında senin sesin. Sonsuz sıra dağların yankısında adın söyleniyor. Bilmezsin kaç zamandır çağırdığını, bilmezsin hangi dilde olduğunu. Çağırdığını bilirsin bir tek. Yolları kader, yola dair tüm bilmeleri kendin bilirsin. Vadileri ve sıra dağlarıyla ülkeme benziyorsun. Göğün kalbini yurt tutmuş bulutlara, köklerden kendine bir yol inşa eden yapraklara, çiçeklerin ortasında meyveye duran o zerre cana, ateşe… toprağa benziyorsun. Çatlamış toprağa düşen bir damla su oluyorsun ve suya düşen kıvılcım.
Seni bir çiçeğe dönüştürdüm. Suskunluğunu yaprağın yeşiline verdim. Zamanın ilmekleriyle ördüm ve adından örülü o bahar çiçeğini tüm mevsimlerinin gözlerine sürdüm.
Sen yürüyorsun… hep yürüyorsun.
Bir gece vakti ansızın bir dağ rüzgarısın. Sarı zamanları ve ıssız kalpleri topluyorsun. Torban dolup taşmış… yetinmiyorsun. Yükün ağır.
Göğsünde çapraz fişeklik, rüzgarı kesiyorsun her gece. Her gece Ağrı Dağı’nın gölgesi düşüyor bedenine , Üşüyorsun. Her şafakta bir serhat ülkesi doğuruyorsun gözlerinde. Yolunu kesiyor bu çağın demirleri… Durmadan yolunu kesiyor. Ve Yola düşüyorsun. Yola düşüyorum. Ve Kürdistan’a toprak olan gerilaların kemiklerini örtmek için, beyaz bir tülbent istiyorum Kürdistanlı kadınların gözyaşlarından...
Şiir: Dilzar Dîlok Müzik: Mehmûd Berazî Seslendiren: Bircan Delal Yıldız

Comments
Sign in to comment. Sign in
No comments yet. Be the first.